styxsfenks

Önceki Gün 1 Devam

Şeytan sofrası için tekrar şehrin giriş kısmına doğru sürdüm. Sahil kenarından sürmeyi dönüşe bıraktım. Motosiklet sürücüleri aslında gittiği yolun dönüşünü farklı yol ile tercih ederler. Şartlar uygunsa biz de deneyelim dedik 😉 İlçeye girişte Küçükköy tabelası ilgimi çekmişti. Önce buraya uğramalıyım dedim. Doğruca merkezden köy yoluna girdim. 2-3 km sürdüm. Mahalle arası sokaklardan geçtim. Biraz ilerledikten sonra Sefa Çamlık yolunu takip ettim. Bu yolun yarısı düzgün yarısı bozuk satıhtı. Fakat yine harikaydı. Yolun sonunda piknik yapılacak bir alan vardı. Sağından devam ettim. Yol üzerinde market ve çeşmeye denk gelmedim.
Derken köye ulaştım. Hemen ilk sokağı Küçük İtalya olarak adlandırmışlar ve sokağın içerisi hakikaten akdeniz ülkerine has mimari şehir gibi tasarlanmış. Devamındaki sokaklar diğer farklı ülkeler konseptiyle devam edilmiş. Sanırım o an bir dizi çekimi vardı. Bir ara trafik oluştu. Bu sırada set ekipleri doldu etraf. Seranad (Honda NC750X DCT) ile sağdan kıvrılarak köyü bitirdim. Güneşin kese kağıdı rengindeki evlerin duvarlarına yansıması bu köyü muazzam kılmış. Devam ettim. Yolun sonu Mareşal Fevzi Çakmak bulvarına çıktı. Dönel kavşaktaki trafik ışığında beklerken sağımdaki sahil yolunun ne kadar güzel olduğunu düşündüm. Tablo gibiydi. Dönüşü buradan gideceğim. Kavşaktan sola sürdüm, Şeytan Sofrası yoluna girdim. Burada mola verdim. Yolun sağı Ayvalık körfezi, adaların göründüğü yer, sol tarafı ise sulak bir alan ve Flamingolar vardı. Tesadüfen onları gördüm. Yürüyüş yoluna yürüdüm ve içeride az da olsa Flamingoları seyrettim. Çok mutlu oldum. Sulak alanın ilerisi Sarımsaklı'ydı.

Sessiz bir zaman. Yazın son damlaları. Kalabalıklar yok. Adalara bakan sahil tarafında balık tutan biriyle sohbet ettim. Sonra kaskı giyindim. Kulak uçlarım nasıl ağrıyor anlatamam. Ama bu beni rahatsız etmiyor. Yolda olmak, doğanın güzellikleri bu ağrıları görmezden getiriyor. Buradan tırmanışa doğru hazırım artık. Şeytan Sofrası yolundayım. Büyük bir otele geldim. Jandarma bu otele yakın yerde kontrol hazırlıklarına başlıyordu. Onları geçtim. Sol tarafım bir kamp alanıydı. Çadırlar, derli toplu insanlar gördüm. Bir müddet sonra bunlar kesildi. Sadece yol, doğa, güneş ve tırmanış başladı. Yolun kenarından bir kadın tepeye doğru yürüyordu. Yorulmuş, üzgün gibiydi. Belki de bir ritüeli vardı. Kampçılardan biri olabilirdi. İnsanın anlam arayışı olabilir diye mırıldandım.

Vizörü açtım, aheste ilerliyordum. Kokular müthiş. Bir iki keskin dönüş sonrası insan atıklarını gördüm. Ve son dönüş karşımda doğadan ziyade bir işletme, bağıran çocuklar, çiftler, yer kapmaya çalışan kurnazlar ve valelerin bağırışları. Sofraya bakmak için meğer işletmeden geçmek gerekiyormuş. Oralı bile olmadım. Farklı yönlere bakarken bir yerden bu manzaranın seyrini fark ettim. Gövdem kadar kayalıkların aralarından zıplayıp son kayanın üzerine doğru çıktım. Muazzam Venüs doğuyor. 

Şu doğa sevgilim olsa birbirimizin en mutlu, en iyi dürtülerini körüklerdik. Biraz durdum. Nefes aldım. Hissettim. Sesleri dinledim. En son böyle muazzam güzelliğe eski sevgilim ile Foça'da seyir etmiştik. 

Evet heyecamın son bir adımını deneyimlemek kaldı. Ayvalık güneşi.

Dönüş vakti. Serenad'a bindim. 50-60 km hız ile tepeden indim. Jandarmaya selam verip ilerledim. Tekrar yolun girişindeki Flamingoların olduğu Çamlık yoluna geldim. Acaba Sarımsaklı'ya uğrasam mı diye düşündüm ama geceye kalabilirim endişesiyle Ayvalık merkeze doğru devam ettim. Hani bahsettiğim şu sahil yolu. Bu kadar rafine bir yol. Solda sıra sıra dizili palmiye ağaçları, denizi mavi ile turkuaz arasında değişen, rüzgarı bol ve gözlemlediğim kadarıyla yerel yaşamın sakin olması tümüyle estetik. Palmiyeler senkronize sola doğru eğiliyor. Güneş karşı kıyılara doğru batmaya hazırlanıyor. Son ılık akşamlar. İnonü caddesi olarak geçiyor bu yol. Renkler ve beraberindeki her şey cümbüş ediyor.

Yolun sonu merkeze ve oradan ilk girdiğim Keremköy yoluna gidiyor. Daha önce merkezi ve onun curcunasını merak ettiğim için bilerek buraya tekrar sürdüm. Kalabalıklar türedi. Serenad ısındı. Mecburen yakıt istasyonunda kısa bir mola verdim. Mükerer olmaması için İzmir asfaltı yolundan E-87 İzmir Çanakkale yoluna koyuldum. Gün batımı izleyerek sürdüm. Burhaniye 3-4 km kala yolun kenarında durdum. Artık kask, gidon tümüyle ağrıları bedenime işliyor. Gün batımını seyretim. Artık gün battı. Soğan pembeliğinde tan yeri kararmadan ve yol tehlikeli olmadan doğruca Edremit körfezindeki kahveciye sürdüm. Çünkü Burhaniye'ye yaklaşan bu yolun içerisinde magandalar, hız manyakları var. Aman dikkat. 

Sonunda geldim. Bir türk kahvesi söyledim. Kahvecinin Edremit yolu Altınoluk tarafına bakan verandasında oturdum. Dağların kenarını izledim. Tam karanlık bu sıralarda çöktü.

Sonraki günün öncesi böyleydi. Bitirirken Sait Faik alıntısı ekliyorum;
– hey, panco, panco – seslendim.
sesim bir pencereyi deldi. gitti senin kulağını buldu. uyandım. ama artık benim sana kadar yetiştirecek ne sesim, ne halim kalmıştı. sen de tekrar uykuya daldın. bir otomobil geçiyordu.
– bomonti’ye gidiyor musun ağabey? – dedim.
– atla! – dedi.
atladım.

Sait Faik Abasıyanık-Öyle Bir Hikaye

Bugünden görüntülerim: