Israrla kurduğu hayal artık sıradan bir tekrardı. Bazen oturup en başından düşünür, o sevimli görünen ve doğal olan kadar kandıran hayat dokunuşlarının aslında etrafına manipüle edilmiş sevme dokunuşlarından öte ilerisinin olmayacağını anladı.
Genç yaşta ailesinin maruz kaldığı borçlarına boyun eğmiş, sırtına yüklenen hep bir biriktirme arzusu, kalbin ortasında çatlağa sebep olmuştu. Sızıntı giderek kaplıyordu bedenini. Hiçbir ışık yüreğine dâhi sızamıyordu. Evleneceğini, tüm bunlara sırt çevirip umutlu olacağını düşündü. Oysa çatlağın sonucu sevdiği adamın yüreğine ve yuvasına sel oldu. Önüne ne varsa katıp götürdü.
Tüm bunlar yetmemiş gibi yılların kayboluşunu düşünüyor, düşündükçe öfkeleniyordu. Tahammülsüz bir insana dönüştü. Affetmeyeceğini tekrar tekrar mırıldandı. Onun için affetmek yarasını kanatmaktan ibaretti. O zamanı sessiz bir testere gibi kullanıyordu.
Füsun kendini aklı başında, idealist ve gözüpek tanıtmıştı. Gelenekleri çiğneyen cesareti vardı. Varlığını gezgin ruhunun eylemleriyle çevresine gösteriyordu. Onu aylarca yalnız bırakan ailesi, yılın birkaç ayı yanına geldiği vakit ne ışık ne de sevgi gösterebiliyordu. Geriye kalan zamanlarda şefkati ve sevgiyi sevdiği adamda değil, kıskançlıkla örülmüş çevresinde buluyordu. Geçmişle gününü sık sık meşgul ediyor, çevresini anına ve geleceğine kurban ederek medcezir içinde savruluyordu.
Bir gece dayanılmaz gelgitlerin artık son bulmasını diledi. Susmasını istedi. İnandığı herkes köşesine çekilmişti. Sonunda tek kaldığını kabullenmeye çalışıyordu. Kendine dair kararlar peşpeşe zihninde sıralandı. İçlerinde en belirgin ve parlak bir umut olacağını benimsediği kararı hemen uygulamalıydı. Buralardan gitmeliydi. Yeniden başlamalıydı. Panik kararları, manipüle ettiği sevgi dokunuşları gibi başına bela olacaktı.